26 Haziran 2010 Cumartesi

Şehir Yolcusu


Dünyanın güzellikleri saymakla biter mi bilmiyorum. Ama bu güzellikleri görüp de dünyaya bağlanan, şimdiye kadar yaşamış onca insanı saymak, kuşku yok ki dünyanın güzelliklerini saymaktan kat kat zor.
Şimdiye kadar gelmiş geçmiş sayısız insan kendini bu güzelliklere kaptırarak asıl hayata hazırlanmayı ihmal etmiştir. Allah (c.c)'nun yarattığı fani bir dünya bile insanları böylesine bağlarken, ebedi dünyayı varın siz düşünün.
Dünyaya sanki hiç ölmeyecekmişçesine bağlanan bu insanların durumu, bir kervanla beraber kervansaraya gelen adamın durumuna benzer. Kervanların bir süre konaklamak, ihtiyaçlarını karşılamak ve şehre gidecekleri yolda yanlarında bulunması gereken erzaklarını hazırlamak için geldikleri kervansaraydaki güzellikleri; altınları, gümüşleri, türlü türlü yiyecekleri gören adam, sanki yola hiç çıkmayacakmışçasına bu kervansaraya bağlanır. Buradaki güzellikler adamın gözünü döndürmüştür ve gözü dönmüş olan bu adam, ya kervansaraydan sonra önündeki uzun yolu unutur ya da "Yola çok var." düşüncesiyle yanına alacağı erzağı hazırlamaz.
Kervansaraya gelen kervandaki her yolcu kervansaraydan sonra birbirlerinden ayrılır. Kimisi şehre önce gider, kimisi sonra. Ama eninde sonunda herkes o şehrin yoluna çıkacaktır.
Etrafındaki arkadaşlarının bir bir şehir yoluna düştüklerini gören adam, yavaş yavaş akıllanır. Kervansaraydaki kervanın bir üyesi olduğunu unutan adam, bu konakladığı yerin adını sadece "Saray" olarak okumuştur sanki. Buradaki birkaç gelip geçici güzelliği görüp de şehirdeki asıl güzellikleri nasıl da unutmuştur. Geç de olsa aklı başına gelen adam, şehre yolculuğunun kısa bir süre sonra başlayacağını anlayarak alel acele erzak hazırlamaya başlar. Yolculuk vakti gelip çattığında ise düşer yollara, gider, gider, gider ve uzaklardan şehir görünmüştür. Ama hazırladığı erzak da yok denecek kadar az kalmıştır. Son bir kuvvetle hızlanmaya başlar ve erzağın bittiği anda şehre ulaşır. Hemen koşarak şehirdeki, adına "Kevser" denilen çeşmeye gider, kana kana su içer, kendine gelir ve bir daha ayrılmayacağı o şehre ulaşmanın mutluluğu ile Rabb'ine şükreder. 
Zor da olsa ulaşılan bu şehir; cennet, gidilen yol; cehennemin üzerindeki sırat köprüsü, hazırlanan erzak; salih ameller, kervansaray da dünyadır. Evet, bir şeyleri bir şeylere benzeterek bir yazı yazdım. Ama insan yine insan bu hikâyede. Çünkü insan gibi bir varlık daha bulamadım. Fani bir dünyayı görüp, ebedi dünyayı unutan, ebedi dünyanın varlığının ve gerçekliğinin farkına vardığında ise hiçbir dünyalığa meyletmeksizin çalışan bir varlık daha bulamadım.
Muhammed Malik

2 yorum:

YORUMUNUZU BURAYA YAZABİLİRSİNİZ...